Dijital Toplum, Yeni Nesil Sosyal Yapı ve Pokemon Go

Editör: Uzm. Dr. Sedat İrgil

abstract-1233873_960_720Teknolojinin hayatımızı istila ettiği ve bireysel ve toplumsal olarak gün geçtikçe daha fazla dijitalleştiğimiz ortada… Ancak dijital toplum ve dijital birey kavramlarının bizi nereye kadar götürebileceğini kestirmek mümkün değil. Teknoloji, bireyin ve toplumun hayatında tahminlerimizden daha fazla yer tutuyor her geçen gün. Neredeyse bütün beşeri olgularımız çağımız teknolojisine göre evrilmiş durumda. İnsanın en belirgin özelliklerinden biri sosyal bir varlık olmasıdır; ikili ve çoklu ilişkiler kurar. Ancak geldiğimiz noktada (ve ilerlediğimiz istikamette) şunu söylemek mümkün: İnsan artık diji-sosyal bir varlıktır.

mobile-722946_960_720Dünyanın en büyük teknoloji üreticilerinden İntel’in 2015 yılında Türkiye’de yaptığı ve 13-29 yaş arası nüfusun bilgisayar teknolojisi kullanım alışkanlıklarını araştırdığı “Genç Türkiye” anket çalışmasının sonuçlarına baktığımızda, ülkemizin dijitalleşen yapısını görmek mümkün. 26 ili kapsayan bu araştırmaya göre,
– Gençlerin yüzde 98’i telefon kullanıyor.
– Katılımcıların 3’te 2’si bilgisayar kullanımının kendilerini daha fazla sosyalleştirdiğini söylüyor.
– Katılımcılar, sosyal medyada oluşturdukları sanal sosyalliği aynı mekanda bulunmak gibi fiziksel sosyallikle eş görüyorlar.
– Gençlerin yüzde 8,3’ü sabah tuvalete bile gitmeden, yüzde 4,7’si yataktan bile kalkmadan internete girerek sosyal medya ağlarını kontrol ediyorlar.
– Gençlerin 3’te 2’si dijital cihazların insanların sosyal statülerinin bir göstergesi olduğuna inanıyor.
– Bilgisayar teknolojileri yüzde 84 oranla, gençler arasında en çok sosyalleşme amacıyla kullanılıyor. Bunu yüzde 66,8 ile eğlence ve yüzde 65,3 ile bilgi edinme takip ediyor.
– Akıllı telefonların günlük ortalama kullanım süresi 128 dakika. Kullanıcıların 3’te 1’i ise günde 3 saatten fazla zamanında aktif olarak telefonunu kullanarak geçiriyor.

Peki bu veriler toplumun sosyal dokusunu nasıl etkiliyor ve sosyal alışkanlıklarımızda ne gibi değişimlere sebep oluyor? Dijitalleşmenin sosyal birey ve toplum üzerindeki etkilerinden bazılarını şöyle sayabiliriz:

binary-1327493_960_720– Ülkemizdeki ve dünyadaki günlük gelişmeleri artık televizyon ve gazetelerden değil, internetten takip ediyoruz.
– İstenilen bilgiye her an her yerde ulaşılabiliyor olunması bilgiye verilen önemi azaltırken, kaynakların çokluğu dezenformasyona neden oluyor. Yanlış veriler üzerine toplumsal galeyan oluşabiliyor.
– Arkadaşlık anlayışımız facebook’taki kişi sayısına endeksleniyor, yüzlerce ‘arkadaşımız’ var.
– Kafelerde daha az buluşup, sinemaya daha az gidiyor, daha çok sosyal medya üzerinden sosyalleşiyoruz. Aldığımız ‘beğeniler’ ve kullandığımız emojilerle bizi sosyal varlık kılan ‘gerçek alışkanlıklarımızı’ “sanal alışkanlıklara” dönüştürüyoruz.
– Neredeyse sonsuz çokluktaki alternatifler gözümüzün önündeyken, çoğu zaman seçimlerimizden memnuniyetsizlik duyuyoruz. (Buna eş seçimi dahil.)
– Aile bireyleriyle daha az zaman geçiriyoruz. Birbirimizi daha az görüyor, birlikte daha az faaliyette bulunuyoruz ki bu da aile bağlarımızın zayıflamasına neden oluyor.
– Söylemeye cesaret edemediğimiz şeyleri rahatlıkla yazabiliyoruz; bu da insanları daha kolay kazanıp daha kolay kaybetmemize neden oluyor.
– Sözlü ve fiziksel iletişim yeteneklerimiz köreliyor. Gerçek dünyada kendimizi daha zor ifade ediyoruz.
– Sürekli dijital ekranlara baktığımız için birbirimizin farkına daha az varıyor, çevremizi gözlem, inceleme ve fark etme yeteneklerimizi kaybediyoruz.

Elbette bu örnekler çoğaltılabilir. En basitinden, eskiden adres sorardık birbirimize -ki bu bile başlı başına sosyal bir davranış özelliğimizdi. Şimdi sadece telefonumuzdan bir uygulama açıyor ve önceden kaydedilmiş bir sesin tarifiyle gidiyoruz her yere. Teknolojinin bilimden sanata, edebiyattan iletişime hayatın pek çok alanında yarattığı muhteşem etkileri ve kolaylıkları hayatlarımıza entegre ederken, sosyal yapımızdaki bu kırılmaları da fark edip buna göre önlemler almamız gerekiyor. Zira bu kırılmalar bireyin kendi içinde başlayıp, aile, arkadaşlık ve toplumsal ilişkilerini de direkt olarak etkiliyor. İntel şirketinin araştırmasının en çarpıcı sonuçlarından biri de bu etkiyi olabildiğince gözler önüne seriyor: Gençler, mobil cihazlarını bir hafta boyunca kullanmamak ile eş veya sevgililerini bir hafta boyunca görmemek arasında bir tercih yapmaya zorlandıklarında, ikincisini tercih ediyorlar; yani eş veya sevgililerini bir hafta boyunca görmemeyi göze alabiliyor ancak telefonlarından ayrı düşmek istemiyorlar.

Diji-Sosyal Dokuya Taze Kan: Pokemon Go!

human-439149_960_720Eskilerin “Bizim zamanımızda…” diye başlayarak anlattığı hatıralar aslında bugün de yazılmaya devam ediyor. Hatta günümüzde her şey çok daha hızlı değişiyor. 2010 ile 2015 arasındaki 5 yıllık değişim 1950’ler ile 1970’ler arasındaki 20 yıllık değişimden çok daha fazla. Seri üretim seri tüketimi tetiklerken, seri tüketim de zamanın insan algısındaki hızını arttırıyor. Daha hızlı yaşıyoruz evet, ve eskilerden daha uzun ortalama yaşam süresine sahip olduğumuz halde daha hızlı ölüyoruz sanki…
Bu baş döndürücü hızın içinde yepyeni bir konseptle karşılaştı dünya geçtiğimiz günlerde: Pokemon Go! ’90’lar televizyon kuşağının çizgi film ve video oyunlarıyla müptelası olduğu Pokemon, şimdi de Pokemon Go adındaki akıllı telefon uygulamasıyla dünyayı kasıp kavuruyor. Ancak bu oyunu diğerlerinden ayıran ve teknoloji-toplum bağında şimdiden çığır açan bambaşka bir özelliği var: Pokemon Go oynamak için dışarı çıkmanız gerekiyor. Sokakları gezmeniz, insan içine karışmanız gerekiyor çünkü sanal dünya ile gerçek dünyayı entegre eden bu oyun ancak bu şekilde oynanabiliyor. Temmuz ayının başında piyasaya sürülen daha şimdiden fenomen oldu ve dünyanın pek çok yanından “Pokemon Go oynarken 3 kilo verdim”, “Bugün arkadaşlarla şu kadar kilometre yol yürüdük” diye haberler yayılıyor. Gençler Pokemon Go ekipleri kurup “dış dünyada” sosyal etkinlikler düzenliyorlar. Aslında bunu sadece büyük bir dönüşümün öncüsü olarak düşünmek gerek. Zira insanların sürekli olarak tüketmesini arzulayan sistem, bu yeni konsepti mutlaka daha da geliştirecektir.
BN-OW213_0712ni_P_20160712013901Gençlerin dört duvar arasından sokaklara, caddelere çıkması, hareket etmesi elbette olumlu etkiler… Ancak yine dünyanın her yanından Pokemon Go oynarken kaza geçiren, kavga eden, tutuklanan insanların haberi de geliyor. Ve her ne kadar insanlar yeniden bir arada görünseler de, hala birbirlerinin yüzlerine değil, dijital ekranlara bakıyorlar. Görünen o ki dijital toplum olmak dün ve bugün olduğu gibi gelecekte de bıçak sırtı bir olgu olacak. İnsanın binlerce yıl önceki evrimi tamamen çevresel koşullar tarafından yönlendirilirken, şimdi adeta kendi evrimsel dinamiklerimizi bizler yaratıyoruz. Kendi yarattığımız dinamikler ise, kontrol edilmediği ve bir disiplin çerçevesinde kullanılmadığı müddetçe, sağlıksız ve yalnız bireylerden oluşan bir topluma dönüşme riskimizi doğuruyor.

Ünlü sinirbilim profesörü ve yazar David Eagleman, bireyin diğer bireye ihtiyacının yaşamsal düzeyde olduğunun altını çizer. Yani insan ‘keyfen’ sosyal bir varlık değildir; hayatta kalmak için sosyal olmak zorundadır. Toplumdan ve sosyal yaşamdan bir şekilde izole edilmiş bireylere dair sarsıcı örnekler verir Eagleman. Dijital toplum ise, bireyin ve toplumun sosyal dokusunu inkar edilemez biçimde şekillendiriyor. İşte tam da bu yüzden araçların amaç olmaması ve bizleri sağlıklı bireyler olmaktan uzaklaştırmaması için bilinçlenmek şart. Özellikle anne-baba ve öğretmen gibi yeni kuşaklara yön veren grupların bilinçlenmesi sadece günümüz bireyleri için, gelecek nesillerin oluşturacağı toplumlar için de önemli.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir