Bilim Cevaplıyor: İnsan Nasıl Mutlu Olur?

Editör: Uzm. Dr. Sedat İrgil

smiley-1041796_960_720

İnsanlığın neredeyse tüm çabası mutluluk üzerinedir. Hayattaki bütün gayelerimizin, hedeflerimizin temelinde mutluluk yatar. Çünkü bir şeyi istemenin duygusal köklerine inildiğinde “Bunu istiyorum çünkü elde edersem/olursa mutlu olacağım” düşüncesi çıkar karşımıza.

Ve tarih boyunca sayısız kişi düşünmüştür üzerine: “İnsan nasıl mutlu olur?”

“Cehalet mutluluktur” der kimileri. Kimileri ise “Mutluluk varılacak bir yer değil, yolculuğun kendisidir” der. Yeryüzünün bu en çok aranan tılsımı, bazıları içinse “Evcil bir kuştur, kendi bahçemizde bulabildiğimiz…” (Nikos Kazancakis)

blog-12Felsefi tartışmalardan edebiyatın tüm alanlarına kadar pek çok yerde irdelenen mutluluk kavramı, bireyi ve toplumu direkt etkilediği için, elbette psikolojinin de konusu olmuştur hep… “Psikolojinin Babaları”ndan İsviçreli psikiyatr ve analitik psikolojinin kurucu Carl Gustav Jung da, hayatı boyunca insanı, insanın iç ve dış dinamiklerini ve bilinçaltını araştıran bilim insanlarından biri… Ve Jung’a göre insanın mutluluğu 5 temel faktöre dayalı…

Jung’a göre mutluluk için 5 temel faktör

1960 yılında bir gazeteci Jung’a sordu: “Size göre insanın mutluluğu için temel faktörler nelerdir?”

Jung şöyle sıraladı:

1- İyi bir fiziksel ve ruhsal sağlık

2- Evlilik, aile ve arkadaşlık gibi iyi ilişkiler

3- Sanat ve doğadaki güzelliği algılama yetisi

4- Makul yaşam standartları ve tatmin edici bir iş

5- Yaşamın iniş çıkışlarıyla başa çıkmayı sağlayacak felsefi ya da dinsel bir görüş

Ancak Jung şunu da eklemeden geçmiyor: “Durumunuz ne kadar ideal olursa olsun, bu mutluluğu garantilemez.”

1960 yılında Jung, bireyin mutluluğunu etkileyen faktörlere dair böyle bir görüş sunarken, bilim tarihinin mutluluk üzerine yapılan en uzun çalışması da 22. yılındaydı…

Mutluluk üzerine yapılmış (ve hala devam eden) en uzun çalışma

farmer-540658_960_7201938 yılında Harvard Üniversitesi’nde “Yetişkin Gelişimi Harvard Çalışması” adı altında bir çalışma başlatıldı. Biri Harvard Üniversiteli genç erkeklerden, diğeri ise Boston şehrinin en fakir mahallelerindeki genç erkeklerden oluşan, toplamda 724 kişilik bu iki grubun yaşamları takip edilmeye başlandı. Bu iki gruptaki katılımcılara bugüne dek her yıl düzenli olarak işlerini, ev yaşantılarını, sağlıklarını kapsayan sorular soruldu. 724 kişilik ilk katılımcı grubundan günümüzde sadece 60 tanesi hayatta ancak katılımcı grubu şu an çok daha kalabalık. Çünkü ilk katılımcıların çocukları da -2 binden fazla- artık bu çalışmaya dahil…

Harvardlı grup daha avantajlı ve fakir mahalle gençleri ise daha dezavantajlı gözüküyor değil mi? Düşünsenize, Harvard Üniversiteli grubun içerisinden bir Amerikan Başkanı bile çıkmış! Oysa Boston gençlerinin yaşadıkları evlerin çoğunda su bile yokmuş.

human-439149_960_720Katılımcıların evlerine giderek yüz yüze yapılan çalışma, yıllar geçtikçe “veriler”den “hayatlar”a dönüşmüştü. Bir zamanların gençleri yetişkin bireylere; doktorlara, fabrika işçilerine, marangozlara, avukatlara dönüşmüşlerdi. Bazıları alkolik olmuştu, bazıları şizofreni hastası… Bazıları basamakları en aşağıdan en yukarı doğru çıkmış; bazıları ise tam tersi, yukarılardan aşağılara inmişti zamanla… Ve yıllar birbirini kovaladıkça, başlangıçtaki tahminlerden çok daha farklı bir tablo çıkmıştı bilim insanlarının karşısına… Örneğin, bazı katılımcılar diğerlerine göre daha sağlıklı, daha mutlu ve daha huzurlu yaşam sürüyorlardı ve bu, başlangıçta hangi katılımcı grubunda olduklarından bağımsız bir durumdu. Yani araştırmanın verilerine göre, Harvardlı “şanslı” genç veya Boston’un fakir mahallesindeki “şanssız” genç olmak, mutluluk ve sağlık açısından önemli bir etken gibi gözükmüyordu.

Çalışmadan neler öğrenildi?

Amerika’da yapılan bir ankette gençlere sorulur: “Hayattaki en önemli hedefleriniz nedir?”

Gençlerin yüzde 80’i “para” der ve yüzde 50’si “şöhret”… Ancak 78 yıllık bu çalışma ve on binlerce sayfalık bilgi, yaşamın amacına ve mutluluğa dair tahminlerimizi ve beklentilerimizi yeniden gözden geçirmemizi gerektirecek sonuçlar ortaya koyuyor.

En açık bulgu: İyi ilişkiler bizi daha mutlu ve daha sağlıklı yapıyor.

Çalışmanın 4. nesil direktörü Robert Waldinger, TED konuşmasında bu bulguyu şöyle açıklıyor:

“Bu çalışmadan 3 büyük ders çıkardık.

family-932245_960_7201- Sosyal ilişkiler bizim için iyidir ve yalnızlık öldürür. Ailesi, arkadaşları ve bağlı olduğu toplumla daha sosyal bağları olan insanlar, daha az sosyal olan insanlara göre daha mutlular, fiziksel olarak daha sağlıklılar ve daha uzun yaşıyorlar. Yalnızlık, adeta zehirleyici bir deneyim. Diğer insanlardan izole olanlar daha az mutlu ve orta yaş döneminde sağlık problemleri yaşamaya başlıyorlar. Beyin fonksiyonları daha erken yaşlarda yavaşlıyor ve diğerlerine göre daha kısa bir yaşam süreleri var.

2- Aslolan arkadaşlarınızın sayısı değil, ilişkilerinizin niteliğidir. Anlaşılıyor ki, çatışma sağlığa gerçekten zararlı. Örneğin, sürekli çatışmanın olduğu evliliklerin yaşamamızda boşanmadan çok daha fazla olumsuz etkileri oluyor. Fakat sıcak ve iyi ilişkilerin içinde yaşamak, adeta koruyucu bir etki gösteriyor.

old-people-616718_960_720İlk katılımcıların 50 yaşlarına dair toplanmış olan bütün verileri bir araya getirdik ve gördük ki, nasıl yaşlanacaklarını belirleyen şey kolesterol seviyeleri değil, ilişki durumlarıydı. 80 yaşına geldiğinde en sağlıklı olanlar, 50’li yaşlarında iyi ve kaliteli ilişkileri olan katılımcılardı.

3- İyi ilişkiler sadece vücut sağlığımızı değil, beyin sağlığımızı da korur. Çalışma ortaya koyuyor ki, yaşlılığı güvenilen bir ilişki içersinde geçirmenin koruyu etkisi var. Her zaman yanında olacağına inandığı kişilerle birlikte olanların hafızası çok daha uzun süre sorunsuz çalışıyor. Oysa güvensiz ilişki yaşayanlarda hafıza problemleri daha erken yaşlarda ortaya çıkıyor.”

Kaynak1 Kaynak2 İllüstrasyon

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir