Psikiyatriste Gidiyorum (Şşşşşş…)

Editör: Uzm. Dr. Sedat İrgil

tum-zamanlarin-en-iyi-ikon-fotograflari-ikon-fotograflar-1

Bir karşılaştırma

Epilepsi veya halk arasında bilinen adıyla sara, beyindeki sinir hücrelerinin olağan dışı bir elektro-kimyasal boşalım yapması sonucu ortaya çıkan bir beyin hastalığıdır. Farklı türde nöbetlerle kendini gösterebilen bu hastalık, geçici olarak bilinç kaybına neden olur. Epilepsi hastalığı, düzenli ilaç kullanımı ile kontrol altına alınabilir. Bu kadar detaylı olmasa da, hepimiz saranın beyindeki bir düzensizlikten kaynaklandığını ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu biliyoruz. En azından, nöbet geçiren birinin, kötü ruhların istilasına uğradığını düşünmüyoruz.

crane-trepanation-img_0507_cropOysa yüzlerce yıl önce sara hastalarının şeytanlar (negatif güçler) tarafından ele geçirildiğine inanılırdı. Hatta, trepanasyon denilen kafatasına delik açma yöntemiyle, kötü ruhların vücuttan çıkarılabileceğine inanılırdı. Bakış açısının yanlışlığı bir yana, ne kadar ürkütücü değil mi? Günümüzde bu işlem yapılmıyor neyse ki… Zira, insanın gelişmesine paralel olarak oluşan ve ilerleyen TIP sayesinde daha tutarlı sebep-sonuç ilişkileri kurabiliyor, pek çok hastalığın neden kaynaklandığını, nasıl kontrol altına alınacağını ve nasıl tedavi edilebileceğini biliyoruz artık.

Stigma = Damgalama

images-3Peki, bu kadar keskin ve aşırı biçimde olmasa da, günümüzde de atalarımızınkine benzer davranışlar ve tutumlar sergilediğimizi söylesem? Evet, kimsenin kafatasında delik açmıyoruz veya şeytan çıkarma ayinleri düzenlemiyoruz ama bazı hastalıkları damgalamaya devam ediyoruz. Özellikle psikiyatri hastaları, bu damgalamalardan en çok yara alan grup. Sadece, kendimizi çok modern ve gelişmiş olduğumuza inandırdığımız için, yarattığımız stigmaların ilkelliğinin farkında değiliz. Oysa yarattığımız bu stigmalar öyle kuvvetli ki, psikiyatri hastalarının çoğu hastalığını gizlemek zorunda kalıyor ve psikiyatriste gittiğinin bilinmesini istemiyor. Hatta kimi hastalar ilaçlarını gizli gizli içiyor ve çoğu zaman en yakınındakilerle dahi hastalığını konuşamıyor.

Bir senaryo

İş yerinizde yeni iki kişi çalışmaya başlıyor. Bu yeni iş arkadaşlarınızla konuşurken, birinin diyabet hastası, diğerinin ise psikiyatrik bozukluk hastası -söz gelimi bipolar bozukluk- öğreniyorsunuz. Ne düşünürsünüz? Nasıl davranırsınız? Ofisteki yakın bir arkadaşınızla kahve molasına çıktığınızda, yeni iş arkadaşlarınızdan hangisini daha önce anlatırsınız ve ona dair hangi bilgiyi öncelikli olarak paylaşırsınız?

Cevaplar sizde…

Diyabet ve psikiyatrik rahatsızlıkların toplumda görülme oranları birbirine çok yakın; diyabet yüzde 10 civarında görülürken psikiyatrik rahatsızlıkların görülme sıklığı yüzde 7,5 seviyesinde. Diyabet hastalarının çoğunun tanı, teşhis ve tedavi hizmetlerinden faydalandığını ancak psikiyatri hastalarının önemli bir kısmının doktora dahi gitmediğini, teşhis ve tedavisinin yapılmadığını göz önünde bulundurursak, çevremizde en az diyabetliler kadar psikiyatri hastaları da olduğunu söyleyebiliriz. Çevrenizdeki 10 kişiden biri psikiyatrik tedavi görüyor veya görmesi gerekiyor. Peki biz onların farkında mıyız? Neden gizlenmek zorunda hissediyorlar kendilerini?

Sosyal Stigma

anatomy-254120_960_720İnsan beyni, diğer tüm organ ve sistemlerden çok daha karmaşık bir yapı. Varlığımızın, benliğimizin, hislerimizin, düşüncelerimizin, alışkanlıklarımızın merkezinde beynimiz var. Varoluşsal bütün işlevlerimiz beynimiz tarafından yönetiliyor; beğenilerimiz, planlarımız, kararlarımız, hafızamız, öğrenme yeteneğimiz, ilişkilerimiz, ifadelerimiz, duygulanımlarımız… Bütün bu varoluşsal faaliyetlerin merkezinde yaşanan en küçük bir düzensizlik, toplumsal bilgisizlikle birleşince, önyargı ve damgalama kaçınılmaz oluyor. Oysa beyin, mide kadar somut bir organ ve psikiyatrik hastalıklar reflü kadar gerçek. Midenin sağlıklı çalışması için gerekli dinamikler olduğu gibi, beynin sağlıklı çalışması için de gerekli dinamikler var. Ancak kabul edelim ki, mideyi anlamak beyni anlamaktan çok daha kolay. Ve bildiğimiz kadarıyla midemizin davranışlarımız üzerinde kanıtlanmış bir etkisi yok. Beynin tüm işlev ve çalışma prensiplerinin bilim tarafından henüz tam anlamıyla ortaya konmamış olması, elde edilen bilgilerin ise toplumsal bilinçte yer bulamaması, önyargı ve damgalamaya zemin hazırlıyor adeta. Toplum, bilgiye talip olmaktansa, kendi bildikleri üzerinden bir gerçeklik yaratmayı daha kolay görüyor. Örneğin, depresyonun tıbbi bir durum olduğunu, bazı etkenlerle beynin kimyasal dengesinin bozulduğunu ancak bu bozukluğun tedavi edilebildiğini bilmeyen insanlar, depresyonu “güçsüzlük” olarak niteleyebiliyorlar. Ve bilgiden uzak, önyargıya dayalı bu stigmayı, ulu-orta ifade etmekten çekinmiyorlar. Veya bipolar bozukluk hastalığının yine beynin kimyasal yapısındaki bir dengesizlikten kaynaklandığını, tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu bilmeyenler, bu hastalığı hastaların kişiliğine mal edip bipolar bozukluk hastalarını “dengesiz” diye etiketleyebiliyorlar.

drawing-732830_960_720Depresyondan, şizofreniye, obsesif kompulsif bozukluktan bipolar bozukluğa, anksiyete bozukluğundan travma sonrası stres bozukluğuna kadar psikiyatrik bozuklukların, bireylerin iradesi çerçevesinde veya bir şeyleri yanlış yapmaları/yanlış davranmaları/yanlış düşünmeleri neticesinde geliştiğini düşünen bir toplum, psikiyatri hastalarını saklanmaya zorluyor. Oysa psikiyatrik hastalıkların sebeplerinden biri de genetiktir. Bipolar bozukluk, şizofreni gibi hastalıklar genetik olarak geçiş yapabilir. Genlerinizdeki bir hastalığı ‘iradenizle’ nasıl yok edebilirsiniz? Ya da iradenizle, beyninizin dopamin seviyesini nasıl anormal derecede arttırabilirsiniz? Psikiyatri hastalarına “Bu durumu sen yaratıyorsun, her şeyi kafanda çözebilirsin. İlaçlar çözüm değil” diyen güruhun, bir diyabet hastasına “İnsülin kullanma, hepsi senin kafanda. Düşünceyle diyabeti yenebilirsin” demesi arasında hiçbir fark yok aslında.

Hasta olmaya gerek yok

hands-598145_960_720Tabii şunu da eklemek gerek; psikiyatrinin konusu sadece patolojik hastalıklar değildir. Eşler arası uyumsuzluk, anlaşmazlık, cinsel sorunlar, boşanma, çocuklar için ebeveynlerin boşanması vb gibi “hastalık” olmayan ancak kişinin kendi başına da çözüm üretemeyeceği durumlar da psikiyatrinin konusudur. Psikiyatri, insanın fonksiyonlarının ve işlevselliğinin potansiyelinin altında kaldığı, aşmaya çalışıp aşamadığı davranışsal ve duygusal her durumu konu edinir kendine. Dolayısıyla, nasıl ki bir arabamız bozulduğunda tamirciye götürmenin, çocuğumuza bilgi anlamında yetersiz kaldığımızda özel öğretmen tutmanın veya bedensel bozukluk yaşadığımızda ilgili doktora gitmenin acizlik olduğunu düşünmüyor, bilakis bütün bunları “medeniyet” ve “gelişmişlik” ile ilişkilendiriyorsak, söz konusu psikiyatri olduğunda neden bakış açımız daralıyor? Bir insanın aşamadığı, kendi başına düzeltemediği, çözüm üretemediği bir durum için işin ehline gitmesinin ayıplanacak bir yanı olabilir mi? Bilakis, bilinçli bir insanın sergileyeceği en medeni tavırlardan biri olarak görülmelidir bu.

Bilinmeyen korkutur

detective-152085_960_720Psikiyatri hastalarına karşı en yaygın yaklaşımlardan biri de, onlardan korkulması. Oysa, ender durumlar haricinde, psikiyatri hastalarının çevresindekilere zarar verme eğilimi, diğer sözde “sağlıklı” bireylerinkinden daha fazla değildir. Ağır psikiyatrik vakalarda ise hasta, çoklukla kendine zarar verme eğilimi gösterir. Psikiyatri hastalarının, diğer insanlara göre daha fazla suç işlediğine dair herhangi bir veri yoktur. Bilakis, namus ve töre gerekçesiyle işlenen kadın, eşcinsel ve transseksüel cinayetleri, nefret suçları, kan davaları, cinsel taciz ve tecavüzler, mafya hesaplaşmaları ve soygunlar, toplumda “normal” olarak nitelendirilen, herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan bireyler tarafından işleniyor. Psikiyatrik hastalığı olan kişilerin işlediği suçlar ise kamuoyuna çok daha dramatize edilerek yansıtılıyor. Bir yandan da ruhsal hastalığı olanlara karşı önyargılar nedeniyle tepkiler daha belirgin, daha abartılı oluyor.

Bütün bu bilgisizlik, önyargı ve yanlış yönlendirme silsilesi sonucunda, psikiyatri hastaları toplumdan dışlanmamak, önyargıya maruz kalmamak ve farklı muamele görmemek adına psikiyatri randevularını, hastalıklarını, tedavilerini çevrelerinden bir sır gibi saklama eğilimi gösteriyorlar.

Bireysel stigma (Self-stigma)

mask-1027230_960_720Psikiyatri hastalarının bir kısmı da kendi stigmasını kendisi yaratıyor. Durumunu güçsüzlük, acizlik, eksiklik, yanlışlık veya utanç kaynağı olarak tanımlayan hastalar, topluma gerek kalmadan kendilerini damgalıyorlar. Bu da yine, sosyal stigmanın çıkış nedenleriyle aynı nedenlerden oluyor aslında. Bireyin, hastalığın doğası hakkındaki bilgisizliği, kendisini suçlamasına neden oluyor. Toplumla aynı düşünceleri, içeriden birisi olarak paylaşıyor ve diğer psikiyatri hastalarına da yine aynı gözle bakıyor.

Kimler damgalıyor?

Sanılanın aksine, toplumun her kesimi -kadın, erkek, köylü, şehirli, eğitimli, eğitimsiz, avukat, temizlikçi vs… Bireyin kendisinden başlayan damgalama çemberi, aile bireyleri, yakın arkadaşlar, iş arkadaşları şeklinde genişleyerek ilerliyor.

Ne yapmalı?

Damgalamaların oluşmasının en temelinde bilgisizlik varsa, bu sorun elbette eğitimle çözülebilir. Elbette toplumsal farkındalık yaratan kampanyalar, bilgilendirici yazılar, afişler, videolar, reklamlar geniş kitleleri bilgilendirmek için muhakkak kullanılması gereken araçlar. Ancak “Ben birey olarak ne yapabilirim?” diye soracak olursak, bu noktada belki de en büyük görev hastaların kendisine ve hasta yakınlarına düşüyor. Her bir hastanın ve hasta yakınının gönüllü birer bilgilendirme merkezi olması gerek. Psikiyatrik bir hastalığın tamamen tıbbi bir durum olduğunu, psikiyatrik rahatsızlıkların kişilerin iradesinde olmadığını, bazen vücuttaki bir vitamin veya mineralin eksikliğinin bile psikiyatrik rahatsızlıklara yol açabileceğini, erken tanı ve teşhisle bu hastalıkların tedavisinin mümkün olduğunu önce hasta ve hasta yakınları bilmeli ki, stigmalara karşı “Hayır, öyle değil” demekten daha öteye geçebilsinler… Çünkü bilgisizliğin/yanlış bilginin tek karşı hamlesi, doğru bilgidir.

Kaynak1 Kaynak2 Kaynak3

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir